26 Mayıs 2013 Pazar

you do something to me




Kırda, piknikte, orada burada geçmesini istediğim bir güneşli pazar günü de, yine bir ödev başında, iki metrekarelik odamda, dizi çıkmış pijamalarımla geçti. Çünkü neden, hiç bir şeyi zamanında yapmayıp, son gün mucizesine inanan bir beyin hücreleri topluluğum var da ondan. Önümdeki 15 gün pek bi ölümcül. Totem motem ne varsa yaptım.

Gerçi bu şarkı seçimimle sendromlara sendrom katabilitem var ama olsun, dayanamadım. Pazar şarkısı, bir Paul Weller klasiği. Afiyet olsun.


You do something to meSomething deep insideI'm hanging on the wireFor love I'll never find

You do something wonderfulThen chase it all awayMixing my emotionsThat throws me back again

Hanging on the wire, yeahI'm waiting for the changeI'm dancing through the fireJust to catch a flame an' feel real again

Hanging on the wire, yeahSaid I'm waiting for the changeI'm dancing through the fireJust to catch a flame, an' feel real again

You do something to meSomewhere deep insideHoping to get close toA peace I cannot find

Dancing through the fire yeahJust to catch a flameJust to get close toJust close enough to tell you that

You do something to meSomething deep inside

pride & prejudice




Pride & Prejudice yani Aşk ve Gurur, 'sıkıcıdır bu ya' diye okumamak için direndiğim o günlere tüküreyim. Sevmeyeni de çok, ama benim okurken en haz aldığım kitapların başında gelir. Filmi ise, defalarca izlediğim, bıkmadığım, ağzı açık ayran budalası gibi izlediğim tek film. Ya dönemin atmosferi buna sebep ya da Mr. Darcy. Gerçek hayatta böyle bir karakterin varlığının imkansız olduğunu bildiğim için kendimi filmin huzurlu kollarına bırakıyor olabilirim. Filmi izleyenler, Mr. Darcy ve huzur dediğimde beynimde çakan sahneyi hemen tahmin edebileceklerdir.



Film güzel, müzikleri de güzel. Tam böyle birşeyle meşgulken dinlenecek türden. Öyle naif, öyle huzur verici müzikleri var, terapi müziği gibi valla. Canınız mı sıkkın, açın dinleyin. Benim favorim 'Your Hands are Cold'


01.Dawn
02.Stars And Butterflies
03.The Living Sculptures Of Pemberley
05.The Militia Marches In
06.Georgiana
07.Arrival At Netherfield
08.A Postcard To Henry Purcell
09.Liz On Top Of The World
10.Leaving Netherfield
11.Another Dance
12.The Secret Life Of Daydreams
13.Darcy's Letter
14.Can't Slow Down
15.Your Hands Are Cold
16.Mrs. Darcy
17.Credits

24 Mayıs 2013 Cuma

ateş edecek misin?




Ne mutlu ki, indie müzik anlayışı gün geçtikçe daha da yerleşiyor ülkemizde de. Peki nedir bu indie. Indie, independent kelimesinden türemiş. Yani bağımsız demek. Yani kimseye bağlı olmadan kendi müzik tarzlarını istedikleri şekilde dinleyiciye ulaştırmak demek. Yani müzikte zenginlik demek, aradığını bulmak demek. 

Buna bağlı olarak bir çok grup var ve gittikçe sayıları çoğalmakta. Mutsuz muyuz, hayır. Çünkü aralarında gerçekten yaptığı müziğin hakkını verip, kulaklarımızın kaliteli müzikle olan münasebetini artıranlar var. İşte örnek, Yüzyüzeyken konuşuruz. Şarkının sözlerine ölüp bitmek serbest.




Sıkılmıştım ben de biraz 
Hep ayni yerde durmaktan 
Yaninda olmak varken 
Hep arkanda kosmaktan 

Beni bu kentte tutan 
Bogazi degil, geçmisimdir 
Sen nasil gidiyorsun 
Hep merak etmisimdir 

Yarin sabah 
Geri gelmeyecek misin 
Ben mi kalkayim yoksa 
Çayi sen demleyecek misin 

Madem öyle 
Lafi uzatmaya gerek yok 
Ben mi öleyim yoksa 
Ates edecek misin 

Rahatsiz ediyorum ama 
Çiçege su verdin mi 
Evet bunun için aradim


Baska ne olabilir ki? 

Ha bir de yola çiktigin zaman 
Hangi köprüyü seçtin 
Tam bes saat olmus 
Izmit'i yeni mi geçtin 

Yarin sabah 
Geri gelmeyecek misin 
Ben mi kalkayim yoksa 
Çayi sen demleyecek misin 

Madem öyle 
Lafi uzatmaya gerek yok 
Ben mi öleyim yoksa 
Ates edecek misin 

Yarin sabah 
Geri gelmeyecek misin 
Ben mi kalkayim yoksa 
Çayi sen demleyecek misin 

Madem öyle 
Lafi uzatmaya gerek yok 
Ben mi öleyim yoksa 
Ates edecek misin



23 Mayıs 2013 Perşembe

goodbye kiss




Siz daha sevmeyin bu kadını. Elini attığı şarkı yeniden can buluyor resmen. Ben bu coverdan bir haber ortalıkta gezinirken, 'neymiş ya bu' tıkladığımdan bu yana sanırım binyüzüncü dinleyişim.

Goodbye Kiss, canımızın içi Kasabian'ın Velociraptor albümünden. Sanırım en sevdiğim şarkıları. Kasabian yorumu, zaten içimize içimize işlese de, bir Lana Del Rey klasiği olarak o ruhsuz yorumu, boğuk boğuk çıkan sesiyle bu yorumu beni mestetti. Kim akıl verdiyse iyi etmiş. Bu şarkıyla benim gözümde cool kadınlığın kitabını yeniden yazdın kızım Lana, aferin.




Doomed from the start 
We met with a goodbye kiss, I broke my wrist 
It all kicked off, I had no choice 
You said that you didn't mind 'cause love's hard to find 
Maybe the days we had are gone, living in silence for too long 
Open your eyes and what do you see? 
No more laughs, no more photographs 

Turning slowly, looking back, see 
No words, can save this, you're broken and I'm pissed 
Run along like I'm supposed to, be the man I ought to 
Rock and Roll, sent us insane, I hope someday that we will meet again 

Running wild 
Giving it everyone, now that's all done 
Cause we burnt out, that's what you do 
When you have everything, it can't be true 
Maybe the days we had are gone, living in silence for too long 
Open you're eyes and what do you see? 
The last stand, let go of my hand 

Turning slowly, looking back, see 
No words, can save this, you're broken and I'm pissed 
Run along like I'm supposed to, be the man I ought to 
Rock and Roll, sent us insane, I hope someday that we will meet again 
You go your way and I'll go my way 
No words can save us, this lifestyle made us 
Run along like I'm supposed to, be the man I ought to 
Rock and Roll, sent us insane, I hope someday that we will meet again



21 Mayıs 2013 Salı

ray manzarek




The Doors'un kurucularından efsane isim Ray Manzarek hayatını kaybetmiş bugün. Onun anısına, klavyeyi adeta ağlattığı light my fire çalsın. Biz gelene kadar orada güzel işler çıkarın çocuklar. Jim'e selam!





20 Mayıs 2013 Pazartesi

wicked game




Yazı severim. Benim için yaz demek, deniz kenarı bir yer demek. Bütün gün tuzlu saçlarla yalın ayak dolanmak demek. Güneşin altında kitap okumaktan beynimin akması demek. Benim için yaz demek, Ankara demek değil. Ders çalışmak zorunda kalmak demek değil. Amele yanığı olmak demek hiç değil. Biraz daha kış modu yaşamak içinse ben çareyi bütün gün  melankoli sesin kralı Chris İsaak dinlemekte buldum. Yakın zamanda kalın perdeleri çekip loş bir ortam yaratırım fona da yağmur şırıltısı koyarım, öyle ders çalışırım. Kafayı yemek ve düzene baş kaldırmak budur.

Neyse. Bana göre Chris İsaak = Wicked Game. Şarkı, Heart Shaped World albümünden. Sanırım, duyguyu hissedebilmen için konuşulan dilin önemsiz olduğunun en büyük ispatı bu şarkı. Bir de enfes klibi var. Şöyle birşey okudum klip hakkında: 

"Şarkıya Herb Ritts`in çektiği klipte model Helena Christensen, Isaak`a eşlik etmektedir. Melankolik bir içeriğe sahip olan parçaya çekilen bu klipte bir modelin oynaması, sadece toplumun büyük çoğunluğu tarafından güzel kabul edilen kişilere aşık olunabileceği ve gene toplumun büyük çoğunluğu tarafından çirkin sayılan birinin değil de ancak güzel birinin hayalinin kurulabileceği izlenimi verdiğinden birçok hayranı tarafından tepkiyle karşılanmıştır."

Şarkının sayısını bilmediğim kadar coverı mevcut. Şarkının etkisinden midir, çoğu da dinlenmeye değer, şahane şeyler. Ama başımızın tacı, kalbimizin ilacı, herşeyde birinci Chris abimizdir, saygılarımla.


The world was on fire and no one could save me but you
It's strange what desire will make foolish people do
I'd never dreamed that I'd meet somebody like you
I'd never dreamed that I'd lose somebody like you

No I don't want to fall in love (this girl is only gonna break your heart)
No I don't want to fall in love (this girl is only gonna break your heart)
With you
With you (this girl is only gonna break your heart)

What a wicked game you played to make me feel this way
What a wicked thing to do to let me dream of you
What a wicked thing to say you never felt this way
What a wicked thing to do to make me dream of you

And I don't want to fall in love (this girl is only gonna break your heart)
No I don't want to fall in love (this girl is only gonna break your heart)
With you

The world was on fire and no one could save me but you
It's strange what desire will make foolish people do
I'd never dreamed that I'd love somebody like you
I'd never dreamed that I'd lose somebody like you

No I don't want to fall in love (this girl is only gonna break your heart)
No I don't want to fall in love (this girl is only gonna break your heart)
With you (this girl is only gonna break your heart)
With you (this girl is only gonna break your heart)

No I...(this girl is only gonna break your heart)
(This girl is only gonna break your heart)

Nobody loves no one





17 Mayıs 2013 Cuma

istedim




Türk pop müziğinin mihenk taşı, MFÖ. Bu güzel adamların yaptıkları bütün şarkılar güzel. Fakat 'istedim' bir başka güzel. Mazeretim var asabiyim ben albümünden, Fuat Güner imzasını taşıyor. 

Şarkı MFÖ'nün az bilinenlerinden. Dinledikçe insanı eski hüzünlü bir filme aitmiş gibi hissettiriyor. Hisli mi hisli. Hep bir geriye dönüş, hep bir maziye takılı kalma hali bu şarkıdaki. Bilmiyorum tek ben mi hissediyorum bunu ama bu şarkının insanı olduğu yerde bırakmadığı kesin.



Sanki Bir Hayal Gibi
Nasil Da Dolaştin Hayatimda
Bir Yudumda Doğmak
Bir Sevgide Ölmek İstedim
Gecelerde Bir Gölge Olmak İstedim
Sonsuza Doğru Akip Gitmek İstedim

Bir Resim Bir Rüya
Belki Bir Şarki
Ayni Bedende
İki Gönül Olmak İstedim
Ve De Yanimda Bir Tek Seni İstedim

Oysa Bir Yanliş Gibi
Silinmeye Yazildim Satirlara
Her Ölümle Doğmak
Hiç Yok Olmamak İstedim
Sensizliğe Öfkeli
Sabir İstedim
Gönüllerde Sevgiye
Yol Ver İstedim

Bir Kere Gördüm
Bir Kere Sevdim
Bin Kez İstedim
Ayni Şarkida İki Gönül
Olmak İstedim
Ve De Yanimda Bir Tek
Seni İstedim





14 Mayıs 2013 Salı

babylon soundgarden ankara ayağı iptal mi, yok artık!!!




Al işte. Yine hevesimiz kursağımızda. Festivale gideceğiz, iki eğlenip geleceğiz derken olanlara bakın. Artık biletler satışa çıkmıyor mu nerede bu biletler nerede bu devlet diye ortalarda dolanırken bu sabah, bu acı habere rastladım. Ellerinde olmayan sebepler nedeniyle Ankara ayağı iptalmiş. 2014te görüşmek üzere demiş bi de. Gel de sinirlenme. Bari adam akıllı bi açıklama yap ey yetkili.

Ama ciddi anlamda bu Ankara ayağı profesyonellikten çok uzak bir şekilde duyuruldu ve iptal edildi. Ankara haberi ortada yokken, İstanbul programı belli oldu ve içinde bir arkadaşımın da olduğu bir kitle Kings of Convenience uğruna bilet satın aldı. Ankara duyurusu yapılınca da Ankarada olacaksa madem İstanbula ne gerek var diyerek yine binbir gürültü ve zorluk eşliğinde biletlerini elden çıkardılar. E sonra da bu haber. Öğrenci popülasyonun yoğun olduğu bi şehir için yapılmaması gereken bi hareketti bu iptal olayı. Mağduruz, sinirliyiz, kırgınız, boykot ediyoruz! Hayal kırıklığısın soundgarden! Bir daha asla, soundgarden!

afraid of loving you



Karşısındaki kadına sevdiğini bir karikatür yardımıyla ilan eden bir adamdı sonuçta. Başka konularda susmanın kelime anlamını bilmezken, iki kelam güzel laf etmek onun için dünyanın en zor meselesiydi.


Asker arkadaşından halliceydik, odunduk ama eğlenirdik, sıkılmazdık, beraberken en güzel bizdik. Biliyorum ki dalga geçtiği şeyler en hoşuna giden şeylerdi. Niye böylesin diye sorduğumda akpye oy verenler gibi düşün, sorsan sevmezler ama oyları hep onadır. Güldüm bu söylediğine. Ne güzel güldün lan öyle diye de ekledi. Mutluydum böyle. Alışmıştım. İkimizin de egosu zerre kadardı. Duyurmak yerine hissettirmeyi çok iyi bildi. Duymadım ama çok hissettim.  Ama öyle bir vakit geldi ki, hissedemedim de. Söyledim, söyledi, sensiz olmaz bile dedi. Yanlış olur, yanlış yaparım sensiz dedi. Dediği doğruydu. Çok yanlış yaptı sonra.



Benim yaptığım tek hataysa mutluluğumu tek birşeye bağlamak. Varsa hayat çiçek böcek, yoksa hayat mutsuzluğun dibiydi bana göre. Ayrıydık ama o sihirli bağla birbirimizin önüne düştük hep. İkimizde başka karakterler yaratmıştık artık ve birbirimize bu karakterlerle cevap verdik. Serttim ben, o da daha kırılgan.  O sihirli bağ da eridi sonra. Yalancı karakterlerimizi bile öldürmüştük. Tekrardan yenisini yaratmak ikimizi de yorucu geldi. O sihirli bağ eridi. Yerime yenileri kondu. Takip ettim her adımlarını. Hayatında sarfetmediği sözler, kolaylıkla diline gelebilmiş bir başkası karşısında. 


Ama dün bir mesajını aldım. Diyor ki bi adaylığını koysan oyum yine sana. Dedim ee başkaları? Dedi; sana bırakma beni dedim, ben yanlış yaparım. O an uğraştığım projeyi kenara bırakıp, yorganı kafama çektim. Hayatımın en uzun gecesiydi.


12 Mayıs 2013 Pazar

breaking hearts




Bu hafıza olayı çok değişik birşey. Özellikle benim gibi geçmişi de beraberinde taşıyan, en kötü anıyı bile unutmamak için direnen psikopat insanlar için epey zor. Bir yer, bir zaman, bir koku, bir müzik, bir tat, insan beynine nasıl bir oyun oynuyorsa, geçmişe yolculuğun en kolay yolu. Özlem mi, mutluluk mu, acı mı, hüzün mü, huzur mu karar veremiyorsun sana anımsattıklarının ne olduğuna. Sanırım hepsinden azar azar.

Ankara tren garının önünden geçerken aklıma geldi bu. Sayısız defa buradan yolculuk yaptım, bir sürü kişi uğurladım. Hüzünlü bir huzur hissettim o an. Sırf trene binmek için aktarmalı yolculuk pahasına memleketime gitmelerim, kimseye haber vermeden Eskişehire kaçmalarım, tanımamama rağmen denk geldiğim asker uğurlamasına ağlamalarım, arkadaşımı uğurlarken sırf gülsün diye mendil sallamalarım, maltepeden gara ulaşmak için geçtiğim o enteresan menemen kokulu çarşılı alt geçit, kendimden büyük bavulumun tekerlek sesleri hepsi ama hepsi gözümün önüne geldi. Tren garı kanlı canlı birşey olsaydı, o an ona koşar sarılırdım.

Breaking hearts tam bir ıssız adam şarkısı. Hiç de sevmem o tavırları. Ama bu şarkı güzel.



You can stop your crying, I'm never coming back 

You can stop your crying, just walk down the tracks again 
I just can't take the pressure, it's all too much for me 
I just can't take the pressure, so please just let me be 

See I've been, breaking hearts, for far too long 
Loving you, for far too long, 
Making plans now, for far too long 
Yes I've been breaking hearts, for far too long 
Loving you, for far too long, 
It's time I went, it's time I'm moving on. 

I'm gonna find a city, call the streets my own 
I'm gonna find a city, drink until it's gone 
The girls there, look so pretty, treat me oh so well 
The girl there look so pretty, they're all just empty shells to me 

See I've been, breaking hearts, for far too long 
Loving you, for far too long, 
Making plans now, for far too long 
Yes I've been breaking hearts, for far too long 
Loving you, for far too long, 
It's time I went, it's time I'm moving on. 

When I need the shelter, I'll know just who to call 
When I need the shelter, I'll be knocking on your door 
But when it comes to dying, I'll do it on my own 
I've never been too clever, I've always just hung on. 

See I've been, breaking hearts, for far too long 
Loving you, for far too long, 
Making plans now, for far too long 
Yes I've been breaking hearts, for far too long 
Loving you, for far too long,

It's time I went, it's time I'm moving on




11 Mayıs 2013 Cumartesi

sen ve ben





Gel yine gel, bir sabah yeniden
Yüreğimde ağlayan şarkıları hiç söylemeden
Gel yine gel, şu yağmur dinmeden.
Çekingen gölgeler aklıma gel, gel
Duvarlar sevişmeden
Eriyorum senden habersiz bur da
Görüyorum her şeyi zamanla
Gel yine gel, yazdıklarınla
Yarım kalmış olsa da, öpüşmeye değer
Göçebe bir rüya hep sana doğru gelen
Ben orda olmasam da bir bilezik geçen
Gel yine gel, gözlerinde gölgeler
Zaman her şeyi değiştirse
Bir gün doğruyu söyler
Sen ve ben, bilmem ne desem
Öyle gidiyoruz işte
Gün saat demeden


10 Mayıs 2013 Cuma

atomic soda



Bazı şeyler biraz unutularak, biraz sineye çekilerek, duruma biraz daha alışarak günler geçiyor ne mutlu ki. İnsan olmanın ayrıcalığı mı bir cilvesi mi bu, net birşey diyemem ama her gün güneş yeniden doğuyor gibi bi klişeye bağlamak lazım durumu. Böyle herşey daha çekilesi.


Gün geçmiyorki, Ankara'da tuhaf bir olay yaşamayayım. Her normal psikolojideki bir yayanın yapması gerektiği gibi kaldırımda yürürken, kaldırımda ilerleyen bir arabanın kornasıyla irkildim. Buraya kadar herşey normal, çünkü burada çok alıştım kaldırımdaki araç trafiğine. 


Bugün yaşadığımı ilginç kılan ise, adamın pişkince camdan bağırarak beni ikaz etmesi. Hatta ikaz etmesi çok kibar bi tabir. Bağırarak emretmesi. Hatta emrini yerine getirmemem üzerine daha da kabalaşarak enteresan sözcükler sarfetmesi. Sanırım beni erkek sandı, zira bir kadına sarfedilmemesi gereken kelimelerdi. Sırf kadına da değil, bir insanın diğer bir insana böyle davranması çok kötü. Hem de yüzde yüz haksız durumdayken. 


Çok üzüldüm. Duyduğum hakaretlerden değil. O adamın varsa eşine, kızına, annesine, çevresindeki tüm kadınlara üzüldüm. O adamın bana denk gelmesine üzüldüm. Çünkü ben o adamın yanına bırakır mıyım, bırakmam. Olaya şahit olan birkaç kişiyle birlikte yapılması gerekenleri yaptıktan sonra gönül rahatlığıyla yazıyorum bu yazıyı. İnsanlar nasıl bu kadar pişkinliğe sahip olabilirler, araştırılması gereken bir durum fikrimce.


Neyse. Bir yerlerde kalan insani ve güzel duyguların varlığına olan inancım adına, bu güzel şarkıyı paylaşıyorum bugün. Mütemadiyen en sevdiğim şarkılar ilk 10da yer alır kendisi. Yalnız dinlendiğinde bünyeye zarar verir, daha yalnız hissettirir. Ama huzur verir bi yandan da, tekrar dinlettirir sen de şalalala diye eşlik ederken bulursun kendini:) 


Keşke cidden atomic soda olsa bi tane. İçsek ve herşey eskisi gibi olsa.



8 Mayıs 2013 Çarşamba

yağmurlar






Yaz gelmiş, güneş açmış benim neyime. Depresyon müzikleriyle devam ediyoruz efendim. Sıradaki şarkımız, Hüsnü Arkan'ın 3. ve son albümü 'Yalnız Değiliz'in bence en güzel şarkısı 'Yağmurlar' .

Şarkıda bizi bekleyen bir sürpriz var. Bana kalırsa Ezginin Günlüğü'nün Ezginin Günlüğü olmasındaki en büyük etken olan Feyza Erenmemiş, bu şarkıda Hüsnü Arkan'a eşlik etmiş. Şarkıda buram buram bi Ezginin Günlüğü kokusu var böyle. Feyza-Hüsnü iş birliğinden bahsediyoruz. Haliyle şarkıdan tam randıman almamak namümkün. 

Şarkının sözleri can yakıcı. Müziğine söyleyecek laf yok.Vokaller de eklenince başka bir boyuta geçiyoruz cümleten.



Ah bu yağmurlar delik deşik ediyor içimi
Sığınsam, bir ocak bulsam, ısınsam
Ah bu yağmurlar
Bir yanım diken öte yanım gül, kanıyor
Bir dert ki bende çare yok, sende insaf yok

İstanbul’a bahar geldi, yaz geldi
Akşam vakti efkâr geldi, saz geldi
Bana gelenler geldi, geldi, sen gelmedin

Ah çıkıp gitsem, çarpsam kapıyı, kime, nereye
Günahsız bir el bulsam, dokunsam
Ah bu yağmurlar
Sağ yanım derya, sol yanım ateş, yanıyor
Bir dert ki bende çare yok, sende insaf yok.





farketmeden




Benim depresyon müziklerim vardır. Farkında olmadan oluştu bu liste. Canım sıkkınsa elim bu şarkılara gider.  Eh bu aralar sıkıntılı bi dönem. Kendimi bu eşsiz şarkının kollarında buldum. Özlemişiz efendim.


Bir de bu şarkının Demet Evgar yorumu var, son zamanlarda pek bi paylaşıldı. İlk gördüğümde yok artık ne alaka dediysem de dinledikten sonra 'olmuş bu olmuş' a çevirdim yorumumu. Yer yer kedi sesleri çıkarsa da, müzik otoritesi değilim, haliyle bi şarkının bana verdiği his daha önemli. Kısacası Demet Evgar yorumunu da pek bi sevdim. Ama sırf Fikret Kızılok yorumunun 2.01-2.20 daki o iç kanırtan yer için böbreğimi bile veririm açıkçası.



6 Mayıs 2013 Pazartesi

wish you were here



Şu son 10 gün yaşadığım en kötü 10 gün. Asla dolduramayacağım bir boşluğum, artıları üstüste koysam da nötrleyemiyeceğim bir eksim var. Düşünmesi bile nefes alamayacak kadar acıtan şeyleri yaşayınca anlıyorsun aslında nasıl bir sabır taşı sakladığını. Nasıl hala üzüntüden ölmedim, bilmiyorum.

Bu yaşadığımdan sonra bi de, aslında yanında lafı bile olmayacak bir sürü şey eklendi üstüne. Zaten kalbimde olan bir açıklık daha da büyüdü daha da daha da. Tam yoluna mı giriyor acaba deken üstünden yine bir tır geçti. Artık bu son hayal kırıklığıdır diyorum, ama her defasında o son hayal kırıklığı olmuyor. Buna izin verdiğim için kendime kızmaktan yoruldum. Sonucunu başından biliyorum aslında. Sırf iğne ucu büyüklüğünde bir umut vardır da boşa gitmesin diye çırpınıyorum. 

Ne kadar üzülsem de buna dayanabildiğimi biliyorum. Bunu bildiğim için de hiç bir riskten çekinmiyorum. Ama yoruldum ne yalan söylüyeyim.