25 Nisan 2013 Perşembe

babylon soundgarden ankarada mı, yok artık!





Babylon Soundgarden bu yıl İstanbul sınırlarının dışına çıkıp, Ankara'ya gelmeyi akıl edebilmiş nihayet. Çok da hoş olmuş, çok da süper ötesi harikulade bişey olmuş. Çünkü bir diğer güzel haber de bu yılki konuklardan biri Kings of Convenience'mış. Bana böyle güzel haberlerle gelin. Bunu duyduktan sonra bana herşey bahar, bana herşey çiçek böcek. 

Sadece Kings of Convenience değil elbet. DeVotchKa, Molotov Jukebox diğer isimler. Diğer ayrıntılar da şurada.

O zaman napalım, 26 mayısta ahlatlıbelde buluşalım. Kendimizi Kings of Convenience'ın huzurlu sesine bırakalım. Düşünmesi bile heyecanlandırmadı mı şimdiden:)





23 Nisan 2013 Salı

Bugün bayram!




Bugün 23 Nisan. Şuan ailemin yanında olsaydım muhtemelen bu şarkıyla uyandırılacaktım, her milli ve dini bayramda olduğu gibi. Ben de bu ritüeli bozmayıp, alarm olarak ayarladım. Bi duygulandım, hala da gözlerim nemleniyor şarkıyı baş aldıkça. Büyüdük yahu. 15-16 sene önce babamın elinden tutup stadyuma bayrama giderdik. Resmen sevinçten ve meraktan uyuyamazdık o gece. Heyecanlanırdık. Ne kadar büyüsem de hala o hissi bu sabah yaşadığım için mutluyum. Sanırım bazı şeylerin çoğalan derin özlemi var. Eski günlerin, çocukluğun, saflığın, Atatürk'ün, Barış Manço'nun, babamın derin özlemi.. Bir 90 çocuğu olarak şansımız bu sanırım. Biz bu değerlerle büyüdük ne mutlu ki. Bu değerleri de yaşatmak için elimizden geleni yapıyoruz. 

Bütün çocukların, hepimizin, Çocuk Bayramı kutlu olsun. Nice bayramlara...





22 Nisan 2013 Pazartesi

serenade




Ben bugüne bu şarkıyla başladım. Grubun bildiğim ilk ve tek şarkısı ne yalan söyleyeyim. Ama kendisi, bana enerji veren şarkıların başında gelir. Bomba gibi geçecek bu hafta, bak şarkıdan belli. Sözleri de şöyle kendisinin: 



Did you see the lights 
As they fell all around you 
Did you hear the music 
Serenade from the stars 

Wake up, wake up 
Wake up and look around you 
We're lost in space 
And the time is our own 


Did you feel the wind 
As it blew all around you 
Did you feel the loveThat was in the air 


Wake up, wake up 
Wake up and look around you 
We're lost in space 
And the time is our own 

The sun comes up 
And it shines all around you 
You're lost in space 
And the earth is your own 

21 Nisan 2013 Pazar

blue hotel



Pazar şarkısı coolluğun kitabını yazan efsanevi Chris abimizden gelsin. Hangi ritmde söylerse söylesin, sesinin romantikliği sizi her daim alıp götürür. Ben buna Chris İsaak farkı diyorum.

Ne kadar doğru bir hikaye bilmiyorum ama ekşide okuduğuma göre, Chris bu şarkıyı Blue Hotelde intihar eden arkadaşının arkasından yazmış. Bunu okuduktan sonra her 'blue hoteeel' diye çığırışında daha bi yalnızlık daha bi çaresizlik hissine kapılıyorum. O içli sesi insanın içine içine işliyor Chris abimizin. Sözlerini de yazalım tam olsun o vakit: 


blue hotel on a lonely highway.
blue hotel life don't work out my way.
blue hotel on a lonely highway.
blue hotel life don't work out my way.
i wait alone each lonely night.
blue hotel, blue hotel.
blue hotel every room is lonely.
blue hotel i was waiting only.
the night and the life of her lonely dream.
blue hotel, blue hotel.

blue hotel on a lonely highway.
blue hotel life don't work out my way.
i wait alone each lonely night.
blue hotel, blue hotel.




20 Nisan 2013 Cumartesi

körebe




Bütün gün dört duvar arasında kalanlara, yataktan çıkmak istemeyenlere, sırf canı istemediği için telefonlara cevap vermeyenlere, yarı uyanık yarı uyur vaziyette tv izleyenlere, 'keşke elimi şaklatsam ve çay önüme gelse' diye iç geçirerek üşengeçliğin dibine vuranlara, odanın loşluğunu bozmamak için lambayı açmayanlara, tüm bu sersemlikle aklına gelen bir olayın rüya mı gerçek mi olduğunu hatırlamaya çalışanlara, sırf yere düşen battaniyeyi almaya üşendiği için ilk kez yalnız yaşamanın zor olduğunu düşünenlere gelsin mi bu şarkı. Bence gelsin. 


Bu arada şarkının enfesliği ve jehanla yakaladığı şahaaane uyum hakkında yorum yapmaya bilmem gerek var mı a dostlar?


day too soon







Playlistimin vazgeçilmezi Sia'da yine sıra. Sia diye diye kendimi parçalamama az kaldı. Peki kim bu muhteşem şarkılara imzasını atmış, duygularımıza tercüman  sevimli kadın : 


Asıl adı Sia Kate Isobelle Furler. 1975 doğumlu, aslen Avustralyalı. Kendi ülkesinde Crisp adlı bir grupla müzik hayatına atılan bir acid jazz sanatçısı. Bu grupla 2 albümü var. Daha sonra bu grupla yollarını ayırıyor ve ilk solo albümü 'OnlySee' çıkıyor. Gel gör ki beklediği başarıyı bu albümle yakalayamıyor. Müzik aşkıyla yollara düşüyor ve kendini Londra'da buluyor.


Burada Sony'le anlaşıp buradaki ilk albümü r&b-jazz ağırlıklı 'Healing is Difficult' piyasaya çıkıyor. Albümdeki 'Taken for Granted' üne kavuşmasındaki en büyük rollerdan birine sahip. Zira bu şarkıyla İngiltere müzik listelerinde ilk 10'a giriyor.



Sia asıl başarısına Sony'le yollarını ayırıp Go! Beats' geçtiğinde çıkardığı albüm 'Colour the Small One' ile ulaşıyor. Albümdeki 'Breath me' ile dünya çapında bir üne kavuşuyor. Spider Man-2 filminin soundtrackinde yer alacak olan 'where i belong

' şarkısını plak şirketiyle anlaşmazlık yaşaması üzerine single olarak çıkarıyor. Single’ın kapağında ise, Spider-Man 2 ile ilgili yaşananlara bir gönderme yapmak amacıyla, sanatçının Spider Man kostümüyle çekilmiş bir fotoğrafı bulunuyor.


Daha sonra bu plak şirletiyle de yollarını ayıran Sia Astralwerks ile anlaşarak albümünü Amerika'da da yayınlama şansı buluyor. 'Breathe Me' parçası, Six Feet Under dizisinde ve 2006 Victoria’s Secret moda gösterisinde yer alıyor. 4. ve 5. albümleri 'Some People Have Real Problems' ve 'We are Born' la beraber kendi kulvarının kraliçesi olma yolunda ilerliyor.



Şimdilerde David Guetta'nın albümündeki 'She Wolf' ve 'Titanium'  yorumuyla ve dünyayı kasıp kavuran, Sia'nın yazdığı Rihanna'nın yorumladığı 'Shine Bright like a Diamond' ile kendinden söz ettirmeye devam ediyor.

Kaynak: lastfm


Bu kadar başarılı bir insan, sahnede ve günlük hayatında olabildiğine mütevazi ve doğal. Sanırım Sia'yı bu kadar çok sevmemdeki en büyük neden bu. Canım sıkıldığında canlı performanslarını, kliplerini açıp hayranlıkla sahnedeki danslarını, tavırlarını, kostümlerini, sevimliliğini izlemem yeterli. Hatta bir arkadaşımın Sia'yı ilk izlediğinde yaptığı yorum 'Sia bence oranın yıldız tilbesi'. Valla doğru:)  Hala bilmeyen/dinlemeyen varsa müzik dinliyorum demesin, hemen açsın dinlemeye başlasın. Bambaşka bir tatla karşılaşacaksınız. Aa tam beni anlatmış diyeceksiniz. Ailecek seviyoruz efendim.












19 Nisan 2013 Cuma

don kafa




Şarkının ritmi ne olursa olsun. Bazı şarkıcı ve gruplar bana gamken kederken, bazı şarkıcılar ve gruplar hep neşe hep mutluluk hep güneş hep bahar. Peyk benim en en sevdiğim gruplardan. Dinlerken hep bi pür neşe, ruh halim hep aydınlık. Kendi müzik türlerini rock, blues, reggae olarak tanımlıyorlar. 2 tane de dinlemeye doyamadığım albümleri var. Valla böyle müzik yapın canımı yiyin dostlar.  Bu klibi de kaç kere izledim bilmiyorum.Sanırım bağımlılık yaratan bişeyler var içerisinde. Durmadan başa alıp izlememin başka bir açıklaması olamaz.


Klipte 0.00-0.10 saniyelerdeki bey amca gibiyim bu aralar. Lanet vizeler bitti. Yarım kalan projeler teslim edildi. Güneş her
ne kadar ısıtmasa da Ankara semalarında kendini gösterdi. Şimdi hep gezelim, hep uyuyalım, hep okuyalım, hep yeni şarkılar keşfedelim. Bir sonraki sınavları, teslimleri hiç düşünmeyelim. En azından yaşam felsefem olan sevgili yumurta kapıya dayansın bi.


14 Nisan 2013 Pazar

a rush and a push and the land is ours




Monoton günlerimin aksine inanılmaz düzenli bir uyku düzenine sahibim şu sıralar. 00.00 dedin mi yataktayım. Programlandım ve o saatte başımı yastığa koymazsam ayakta uyuyorum. Çünkü neden, vize haftasındayım ve bünyem ders çalışmayı böyle aptalca şekillerde protesto ediyor.

Çalışamıyorum, çalışma isteğim 0, ama vicdan azabı yüzünden evden de çıkmıyorum.Hiç birşey yapmıyorum. Sadece oturup, internetten pasta börek tarifi bulup onları hayata geçiriyorum. Sonum iyi değil. Ama olsun perşembeye az kaldı. 

Şu rezil vize günlerimde The Smiths iyi gidiyor. Summer'ın da dediği gibi  'i love the smiths' !

rrrrrrrrrrr rush and a push and the land that we stand on is ours!

7 Nisan 2013 Pazar

the stars




David Bowie'nin geri dönüşü diyorum başka da birşey demiyorum. Klibi de enfes olmuş haliyle.
 Pazar gününe yakıştı.





6 Nisan 2013 Cumartesi

aşk bu değil yapma güzel




Birsen Tezer'in Cihan albümünde bu şarkıya rastladığım an gözlerim doldu. Bu şarkı benim için Zeki Müren demekti, dedem demekti, bisküvi arası lokum demekti. Okul sonrası eve uğramadan dedemin dükkanına girer, radyosunda çalan Zeki Müren şarkıları eşliğinde bisküvi arası lokumumuzu yerdik beraber. Dedemin şekeri, benimse aç karnına aburcubur yeme yasağım nedeniyle biri gelince küçük sırrımız tezgahın altına inerdi. Gizli bir ritüeldi bu, kimseye söylemezdik:)


Onlarca çalan Zeki Müren şarkısı arasında beynime yer etmişti bu şarkı.  "bugün yapma güzeli çalmazlar mı acaba" diye sorguladığımı çok net hatırlıyorum. Birsen Tezer yorumunu ilk dinlediğimde gözümde beliren tablo ve verdiği his öyle hoştu ki, ben yine 8 yaşında bir kız çocuğuydum. Ama tabi benim için Zeki Müren'in İstanbul Radyosu için yaptığı kayıttaki yorumu apayrı bir yerdedir: 




Aşk bu değil,   yap-ma gü-zel :)

5 Nisan 2013 Cuma

bekle beni




Konstantin Mikhailovich Simonov 1930'lu yıllarda yaşamış bir gazeteci. Kızıl yıldız ve savaş bayrağı gazetelerinde muhabirlik yapıyor. Tam o sıralarda ikinci dünya savaşı patlak veriyor. Alman ordusu, Sovyetler Birliğine giriyor. Gazetesi tarafından savaş muhabiri olarak cepheye gönderiliyor. Muhabirliğin yanı sıra, rütbeli bir asker oluyor.


Sevdiği bir kadın var, Valentina Serova. Cephedeyken, devamlı ona şiirler, mektuplar yazıyor. Çoğundan Valentina'nın haberi yok. Onun için bu önemli değil. Her dakika aşkını fısıldamak istiyor, bir yerlere kazımak. Bu denli çok seviyor bu kadını.

Bombaların patladığı, kurşunların havada uçuştuğu bir gece, yine Valentina düşüyor aklına. Bu sefer başka hissediyor, yüreği acıyor. Bir daha görememe korkusu beynini uyuşturuyor. O gece işte meşhur 'Bekle Beni' şiiri yazılıyor. Simonov, Valentina'dan beklemesini istiyor.

Daha sonra Simonov, izne çıkan asker arkadaşından bu şiiri bir gazeteye ulaştırmasını istiyor. Asker bu şiiri ulaştırıyor. Savaşın her yeri kuşattığı o yıllar, bu şiir askerlerin sevdiklerine yolladığı adeta bir mektup halini alıyor. Herkes tarafından ezberleniyor, sayısız bestesi yapılıyor. Bu şiirin, Ortadoks kutsal metinlerinden sonra Rus halkı tarafından en çok okunan ikinci yazı olduğu söyleniyor.


Savaş bitiyor. Simonov, Valentina'ya kavuşuyor. Ama hiç bir şey eskisi gibi olmuyor. Sevdiği kadının o eski kadın olmadığını farkediyor. Valentina ünlü bir aktris olmuş, hergün adı bir aktörle anılıyor. Simonov belki de Valentina'yı kırmamak adına onu terkediyor.

1975'te Valentina ölüyor. Cenazesine katılmıyor Simonov. Ertesi gün Valentina'nın mezarında bir saksı menekşe ve üzerinde 'Zhdi Meny*' yazılı bir not bulunuyor. Daha sonra bu, Simonov'a sorulduğunda gülümsemekle yetiniyor. 1979'da kendisini bekleyen kadının yanına gidiyor.

 


Bekle Beni

Bekle beni, döneceğim ben
Çok  çok, bıkmadan  bekle!
Sarı yağmurların
Hüznü basınca,
Kar kasıp  kavururken,
Kızgın  sıcaklarda – bekle
Uzak  yerlerden mektuplar kesilince
Bekle  beni
Birlikte bekleyenlerin  beklemekten
Usandığına bakma, bekle
Bekle beni,  döneceğim
Unutmak  zamanı geldiğini
Ezbere bilenleri
Hayırla  anma!
Varsın oğlum, anam
Hayatta  olmadığıma inansın,
Dostlarım  beklemekten usansın,
Ocak başında  toplanıp
Acı şarapla
Yad etsinler beni
Sen  bekle. Onlarla  birlikte
İçmekte acele etme
Bekle beni;  döneceğim,
Bütün ölümleri çatlatmak için  döneceğim!
‘Şansı varmış…’ desinler,
Beklemedikleri için,
Beni bekleyerek
Düşman ateşinden  nasıl
Koruduğunu anlayamazlar
Sağ  kalışımın sırrını yalnız
Senle ben  bileceğiz-
Bütün sır  -senin
Başkalarının bilmediği gibi beklemeyi  bilmende

Konstantin Mihavloviç  Simonov
(Çev: NYalaza  Taluy)


Seneleer geçiyor ve Ezginin Günlüğü de ona nefis bir beste yapıyor. Dinlenmeye doyulmuyor.



*Bekle beni

3 Nisan 2013 Çarşamba

on my mind





İtiraf etmem gerek, bir kadın olarak ben bile bazen kadınların ne istediğini anlayamıyorum.

Bugün karşı cinsle gerçekleştirdiğim bir diyalog:

- Ay çok kilo aldım şu sıralar ya dimi, bi 10 kilo versek iyi olcak. Spor olayına falan da gireyim artık.
- Sen mi? Daha neler. 10 kilo ne ya.
- Doğru söyle ya, kırılcam diye şeyapma, farkındayım ben.Spor şart.
- Saçmalama. Napcan sıska olup.Kıvrım iyidir, yakışır.Ama spor yapcaksan yap.
- He yani kiloluyum öyle mi!? Spora ihtiyacım var yani! kıvrım mıvrım ayakları. Tamam ya, peki.


Aslında sorun olan ne? Şu; 



Biz zalım kadınlar, duymak istediğimizi duymak istiyoruz karşı taraftan. Duymayınca da erkekler tarafından 'kezbanlaşma' olarak adlandırılan son yılın modası bi ayaklanma içerisine giriyoruz farkında olmadan. Eğer ben 'Saçmalama zaten çok zayıfsın hatta kilo al!' cevabını alsaydım, ne ben sinir stres sahibi olacaktım ne de
karşımdaki kezban tribi yiyecekti. Ben de sonradan farkettim olayı açıkçası. Hatta kahkahayı bastım. Ama güldürürken de düşündürdü bu olay beni:)




Neyse ne. Zor varlıklar olabiliriz. Dengesizliklerimiz olabilir bazenleri. Ama bazen işte. Her zaman değil tabiki:)


 So i try to find a way to forget him. The more i try, the more he stays on my mind!!!

Sevgili Team B, ben azcık şarkının sözlerini değiştirdim, böyle daha güzel oldu:)




2 Nisan 2013 Salı

let me kiss you




Yazacak bişey bulamadığımdan mıdır, altının boş kalmasını istemediğimden midir nedir tam ben de bilmiyorum Morrissey'i neden bu kadar ertelediğimi. Ama her geç kalınmış bir Morrissey şarkısı, bu blogun ruhuna ters bir durum teşkil etmekteydi:)) İleride bol The Smiths, morrissey'li şeyler illaki olacak, o allahın emri.

Nefis bir moz şarkısı paylaşıp, kaçarım. Projeler beni bekler:)



1 Nisan 2013 Pazartesi

bir sana bir de bana - biz size aşık olduk





Üniversiteye başladım başlayalı doğru düzgün tv izlemem.Daha doğrusu izleyemem. Yapılacak işlerin yoğunluğu, vize-final haftaları, projeler-ödevler bahanesi bi de konsantrasyon sorunu tvden soğuttu beni. Sadece odada bi ses olsun diye fon niyetine ya da uyuyamadığımda ninni vazifesi görsün diye açıyorum kendilerini. Sevdiğim bir iki dizi var, onları da internetten sonradan izliyorum.




İlkokul ve lise dönemimde tam aksine televizyonla yaşardım.Bir sürü takip ettiğim dizi, bir sürü yarışma programı vardı. Hatta o kadarki yayınlanma tarihi neredeyse bebeklik dönemimle bir bi dizi vardı "kızlar yurdu" diye. Perran Kutman oynardı.Karakterin adı da Müstesnaydı hatta. Her ne kadar annem senin o diziyi hatırlaman imkansız dese de hatırlıyorum. Kızlar yurdu, sıdıka, bizim aile, çılgın bediş, süper baba, ekmek teknesi, asmalı konak, aşk meydan savaşı, yeditepe istanbul, bu liste uzar gider. Bir de tabi 'biz size aşık olduk'. Ne kadar güzel ne kadar sıcacık bir diziydi:) Kaçırmadan izler, her defasında Beyaz'a aşık olurduk. Cemle Rayhanın aşkına iç geçirir, ama yine de Attila'ya üzülürdük. Atilla değil, Attila, 2 t'yle:))






İşte, bu dizinin bir sahnesinde bir şarkı çalmışlardı(bkz.üstteki şarkı:).Çocuk aklımla o kadar beğenmiştim ki, sözlerini aklımda tutup ezberlemeye çalışmıştım. Sonradan öğrenmiştim ki Baba Zula diye bir grup var ve bu şarkı onlara ait.Baba Zula'yla tanışmam da bu sevimli dizi sayesinde oldu. Çok da güzel oldu.