31 Mart 2013 Pazar

pumped up kicks




Bu pazar günü, bu şarkıyı hakediyor.


soon we'll be found




Şimdi bu Sia öyle bi şarkı yapmış ki, sözleriyle mutlu olabileceklerine inandırıyor, çok umut yüklü sözler var şarkıda. Diyor ki mesela;

 'So come along, it wont be long  till we return happy' 
'Turn around I know we're lost but soon we'll be found' ,
'Well it's been rough but we'll be just fine We'll work it out yeah we'll survive'
'Let's desert this day of hurt, Tomorrow we'll be free'


Ama müzik tam tersi.Öyle umutsuzluk yüklü ki, insanı öyle mutsuzluğa sürükleyen bir yorumu var ki Sia'nın, sanki onunla berbaber acı çekiyorum. 'Let's not fight, i'm tired can't we just sleep tonight' derken gel Siacım diye sarılasım geliyor. Sanırım yakında bu şarkılar yüzünden delireceğim.Neyse.

Bi de klibin güzelliği.. Cidden yorumsuzum yani, herşeyin güzel olsun tamam mı Sia, hiç bişeyini eleştiremeyelim!




30 Mart 2013 Cumartesi

dalyan deltası




Mutluluğun kahvaltıyla ilgisinin olduğu bi gerçek, orada hem fikiriz. Ama bi de güneşli hava gerçeği var. İnsanın canının sıkkın olması neredeyse mümkün değil gibi. Ankarada o kadar güzel bir hava var ki, evde oturmak bünyeye yapılacak en büyük haksızlık olur. Koşar adım çıkmak lazım.



Nedendir bilmiyorum uyandığımda beynimde çalan şarkı buydu. Jehan Barbur'un sesi resmen büyük nimet. İki detone ol bi yerde, bi bişey yap. Pürüzsüz söylüyor şarkıyı kadın. Şarkı zaten Ortaçgil şarkısı. Sonra gel de dinleme.

Ben Bülent Ortaçgil yorumundansa Jehan Barbur yorumunu daha çok seviyorum. Bülent amcamızın yorumu bana daha melankolik gelmekte. Onu da yağmurlu havada dinleriz.  

Amaaan, sen bir yana ben bir yanaaa...

my love is gone




Tesadüf diye bişey yok. Herşey önceden planlanmış. Yazılan yaşanıyor. Bir balon patlıyor ve iki ruh kesişiyor. Kalbin ritmleri birbirini tamamlıyor. Sonra gün geliyor, bitmesi gerekiyor. Ritmi tutturan iki kalp ters istikamete yöneliyor. Ahenk bozuluyor. Bi daha o kalp asla aynı ritmde atamıyor.

Merak ediyorum. Yazılanların yerine başka şeyler yazılı olmuş olsaydı. O gün bütün gün uyusaydım mesela. Şimdi mutlu olurdum gibi sanki düşününce. Beynimi meşgul eden bişey olmazdı. Kıskançlık duygusunu az yaşardım. Kalbim tek parça kalırdı. Takvimleri takip etmezdim deli gibi. 30.03 bana hiç ama hiç bi anlam ifade etmezdi. Ama geldin, iyileştirdin ve gittin. Bu hikayenin 4.yılı kutlu olsun.



29 Mart 2013 Cuma

your rocky spine



Sanırım böyle ilk dinlendiğinde hareketli gibi ama dana sonra insanı derin kedere iten şarkılar benim kalemim. 

28 Mart 2013 Perşembe

gelen benim




Nefis bir Ezginin Günlüğü şarkısı. Bu versiyonu "Seni Düşünmek" albümünden. Bir de "Hürriyete Doğru" albümünde bir versiyonu var: 





Tercih yapmak gerekirse "Seni Düşünmek" albümündeki bana her zaman daha huzur verici gelmiştir.

Chelsea Hotel




 Güzeller güzeli Lana Del Rey, Leonard Cohen'in Janis Joplin'e yazdığı güzeller güzeli şarkı ‘Chelsea Hotel No. 2' 'yi coverlamış. Pek de güzel olmuş. Gerçi ben bu kadının söylediği herşeyi beğenirim gibi. Zira sesinin boğukluğuna hayranım.


Chelsea Hotel'i bilmeyen yoktur.New York bohemyasının merkez üssüdür burası. Bob Dylan, Andy Warhol, Patti Smith, Charles Bukowski, Sam Shapard, Leonard Cohen ve efsane olarak nitelendirilen daha bir çok isme "ev" olmuş  efsane otel. Öyle bir otel ki, bütün odaları, lobisi, merdivenleri bu isimler için ilham kaynağı olmuş.Boşuna dememişler 69 kuşağının mabedi diye. Resmen öyle. Bob Dylan'ın Sara Lowdes için yazdığı şarkıda Chelsea'nin izleri var, keza Leonard Cohen'in Janis Joplin için yazdığı bu efsane şarkıda da. Fatih Özgüven'in Chelsea Hotel'de kaldıktan sonra yazdığı yazısında diyor ki ' Chelsea Oteli’ndeki odamda en azından bir Nick Cave şarkısı atmosferi olduğuna yemin edebilirim'.





 Leonard Cohen ve Janis Japlin bu otelin asansöründe tanışmışlar. Cohen o günü “Janis beni değil Kris Kristofferson’ı arıyordu; ben de Janis’i değil Brigitte Bardot’yu arıyordum” aslında diyerek anmış daha sonra.Sonra bir gun janis cekip gitmis. "billie holiday'den bu yana baby sozunu en guzel soyleyen kadin, kalabaliga sirtini dondu ve cekti gitti" demis Cohen. 

Chelsea Hotel no:2de yaşanan bu maceranın en güzel sonucu bu şarkı sanırım.

"I remember you well in the Chelsea Hotel
you were famous, your heart was a legend."


"Well never mind,
we are ugly but we have the music.
And then you got away, didn't you babe...
I don't mean to suggest that I loved you the best,
I can't keep track of each fallen robin."





Bir diğer Chelsea Hotel sakini de Patti Smith. 'Çoluk Çocuk' adlı kitabında bu 'ev'den öyle güzel öyle ayrıntılı bahsetmişki, okuyan herkeste oraya gidip bir gece de olsa o atmosferi yaşama güdüsü oluşturmuştur mutlaka. Ne yazık ki her değerli yer gibi orası da artık kapalı.

27 Mart 2013 Çarşamba

yalan




Birisi de çıkıp demedi ki Türkçe şarkılar nerede. 

disarm


     

Kafamda bazı görüntüler var. Nereye ait olduklarını bilmiyorum. Ama orada olursam huzurlu olurum gibi. 

Dün yaşlılık semptomlarımdan bahsediyordum, bugün de ergenliğime dönüş yaptım sanırım. Bi mutsuzluk bi isyankarlık durumu var nedense. Allahını seven üzerime azıcık tutarlılık atsın.




26 Mart 2013 Salı

i won't let you go




 Keyfim yerindeyse, elim böyle neşeli şarkılara gidiyor. Çaya da tarçını kattık mı benden keyiflisi yok.

25 Mart 2013 Pazartesi

otherwise

  



   Bazen insanın başını kaşıyacak vaktinin olmaması çok iyi oluyor. Bikaç gün önce neye üzüldüğünü, neden psikopata bağladığını unutuyorsun. Mesela kafa dinlemek deyimi hiç bana göre değil. Kafam öyle gürültülü ki,  onu dinlemeye kalkmak benim için bi intihar sayılır. En iyisi kafa dinlememek yani. 

   
 Sanırım sevdiğim şarkılara kendimi adıyorum. Uzun süre dinlemeyince üzülüyorum, bıkana kadar dinliyorum, sonra yine nadasa bırakıyorum. Otherwise'ı sakladığım yerden çıkarmanın zamanı. Özlemişiz.

 

   

23 Mart 2013 Cumartesi

i want you




   Aşık bir kadına söylenecek daha güzel bir söz var mıdır, bence yoktur. Elviscim, ses tellerinden öperim.

17 Mart 2013 Pazar

14 Mart 2013 Perşembe

stay just a little bit more!




Bugünün şarkısı yine bir "aa bu şarkıyı ben mi yazdım acaba" gillerden. Sanırım bi algıda seçicilik söz konusu. Böyle jelibon tadındaki şarkıları seviyorum.

Sit in the desert of the bed I looked hard for an oasis
But all I could find was a dead camel in pieces
So I got so scared I tried to lure him back to bed and
Whispered, "Stay just a little bit more"
But now I'm grateful to the camel
`cause all the lazy boy could do was run, then I knew for sure
That he would never be the satisfying shag I needed, no

13 Mart 2013 Çarşamba

hello my love!





Ben küçükken, annemin kadife kaplı kocaman bir kutusu vardı. Kendimi bildim bileli o kutu olduğu yerde durur, böyle bi yasak olmamasına rağmen kimse o kutuya yaklaşmazdı.  Abimle ikimiz, içinde ne olduğunu bilmez, merak da etmezdik. Arada sırada açıldığını gıcırtısından anlardık. 

O zamanlar saçlarım belimde.Annemin banyo sonrası ufak makas darbeleriyle düzeltmesi dışında hiç kesilmemiş. Bebeklik saçım yani. O devirde günlerini sokakta oyun oynarak geçiren çocuklarda modaydı bitlenmek.En son komşunun çocuğuda bitlenince bu modadan nasibimi almamam adına saçlarımın kesilmesine karar verdi annem. Binbir korku ve endişeyle oturduğum kuaför koltuğunda saçlarımın kesilişini izledim. Gözlerim sürekli kuaförün ellerinde. Her hareketini takipteyim.İşi bitince makası bıraktı önce, önüme dökülen buklelerimi topladı, bir tutam haline getirdi sonra da ördü. En sonunda da bir beze sarıp anneme teslim etti. Çocuk aklım karışmıştı.


Eve geldiğimizde annemin o kutuyu açıp saçların sarılı olduğu o bezi kutuya koyduğunu gördüm. Gittikçe enteresanlaşmıştı bu iş. Koştum yanına. Kutunun içi anlamadığım bir takım ıvır zıvırla dolu. Defterler, kartpostallar, küçük küçük keseler. Yıllar sonra anladım ki o aslında bir hazine. Annemin en büyük hazinesi. Gençliği. Aşkları, hayalleri. Herşeyi o kutuya sığdırmış. 


Zaman zaman kurcalarım o kutuyu. Mesela annemin aşık olduğunu hissettiği o ana o küçük notlarla tanıklık ettim. Abimin bebeklik kokusunu biliyorum sakladığı patikler sayesinde.İlk anneler gününde babamın ona aldığı tabak (evet, hediye bir tabak) kırılmış da onun parçasını saklamış. Çocukluk kahkahasını duyan şanslı insanlardanım mesela. Abimle konuşmalarımızı, kahkahalarımızı kasete kaydetmiş. Zeki kadın vesselam.



Ben de annesinin kızıyım. Otu çöpü saklama merakım var. Konser biletimi yırtıp bana geri vermezlerse olay çıkartırım. Kıytırık bi otobüs firmasının bileti bile anlamlı benim için. Günün birinde çocuğum olursa umarım onlar da benim gibi kıymet bilirler. "annem niye çerçöpü saklamış böyle.Amma garip kadın ha" demezler de o kutuyu bağırlarına basarlar.


12 Mart 2013 Salı

halime bak, dertli söyle Sia!




Bu aralar sia manyaklığım tutmuş olabilir, kabul ama bikaç gündür ruh durumum budur ve içimden geçenleri sia bebeğim bir şarkıda toplamış sağolsun.


Ben de isterdim açıkçası, kadın erkek ilişkilerinden dem vurayım, güçlü gözükeyim. Ama şuan tek yaptığım şarkıyı başa sarmak ve sözlerini irdelemek. Kafamın çalışma stili farklı sanırım. Üzüldüğüm şeyin üzerine gitmek daha rahatlatıcı bana göre. Kafayı sıyırınca rahatlıyorum bi bakıma. Bu şarkıda da o var. Hissedilen duygular aynı ama ifade edişler ve yan yana dizilişler farklı. Mesela ben "köpekler gibi pişmanım lan öyle demek istememiştim" derken sia "seni hayal kırıklığına uğratmak istemedim, tekrar beraber olursak güneş daha parlak olur valla bak" falan diyor. Sonra böyle ortaya leziz şarkılar çıkıyor.


Unutmadan söylemek gerek ki, Sia bu şarkıyı bir köpeğe, köpeği mercimeğe:)  yazmış. Hımm bu şarkının gidiş yeri hep aynı sanırım. Şaka şaka.

11 Mart 2013 Pazartesi

sweet like cinnamon




Tarçınlı süt içerken aklıma geldi. Hemcinsi olarak bu kadının sesinin boğukluğuna da retro duruşuna da hayranım.Sanırım en sevdiğim şarkısı da bu.

Yine her şarkıda olduğu gibi bunda da gözlerimizi kapatıyoruz ve kendimizi bir yaz gününün öğle sıcağında, ışık almayan serin bir odanın uçuşan perdeli penceresinden tanımadığımız bir şehrin sokağını izlerken buluyoruz.



10 Mart 2013 Pazar

i'm not yours anymore





Deli gibi kıskanıyorum. Kaybettim, üzüldüm, ağladım ölmedim, ama kıskançlıktan ölebilirim.  


Arşınlanan yollara yeniden ayak basılıyor, gökyüzü her zamanki yerinde, yıldızların parlaklığı aynı. Çiçekler yine mis, çay aynı sıcaklığında, türk kahvesi orta.Mırıldandığı şarkı aynı, yalın ayak koşarken parçalanan ayakların acısı aynı, güneş yanıklarının da. Denizin suyu yine aynı serin.Değişen hiç bişey yok, her şey aynı düzeninde. Benim yokluğum hissedilmiş midir tüm bu aynılıkta? Boşluğumun bu kadar muntazam doldurulmuş olması mümkün mü?


Sahi kıskançlıktan ölünür mü? 


pazar şarkısı





  Pazar günü dışında sevmediğim başka bişey varsa o da yağmurlu bir pazar günüdür. Biraz "Candy" sanırım iyi gelir.






i go to sleep




 Tam bir "iyi" geceler şarkısı. Şöyle demiş kendisi; 

I go to sleep
And imagine that you're there with me

I was wrong, I will cry
I will love you till the day I die
You were all, you alone and no one else
You were meant for me                 



Hadi şimdi iyi geceler.

let's go to the bus station!

pearl jam - last kiss;




İstenilen yere gidildikten sonra kötü yolculuk var mıdır allahaşkına. Ben sanmıyorum. Son birkaç yıl yolculukların dibine vurmuş bir insan olarak rahatlıkla söyleyebilirimki, zoraki yapılan yolculuk berbat geçer, bavlunu hoplaya zıplaya hazırladığın yolculuk ise bitmesin istenir.


Çocukken durum biraz değişikti tabi benim için. Çok gitmek istediğim bi yer de olsa 10 dakikadan fazla süren arabalı, otobüslü yolculuklara dayanamazdım. O yol tutması kavramı var ya, dibine kadar yaşayan bir çocuktum. Sonra büyüdük tabi, o yol tutması kitap okuyunca göstermeye başladı sadece. Evet yolculukta herhalde yapamadığım tek şey kitap okumak ve en iyi yaptığım şey de kitap okuyabilen insanları ölümüne kıskanmak.

Yolculuğun belki de en güzel tarafı, tabiki de takıp kulaklığı müzik dinlemek. Gün içinde sadece müzik dinlemek biraz zor. Müziği fon olarak kullanıyoruz, mutlaka uğraştığın başka birşey vardır dinlemenin yanında. Ama yolculukta insan şarkıyı daha çok hisseder gibi gelir. Daha bi işler bünyeye.Öyle değil midir? 





9 Mart 2013 Cumartesi

gorcıs!




   

  Her insanın kendini gaza getirme yöntemi vardır. Benimki de bu şarkı. Dinlediğim an modum değişir, enerji dolarım, söylerim, söyletirim.




electric bird



güneşin batmasına yakın, böyle hafif de rüzgar var. kollarını açıp savura savura, dönüyosun kendi etrafında. hıh işte o anda dinlemen gereken şarkı bu. 



lie to me or not

Sıradaki şarkı Devics'ten geliyooor; Lie to me!



biraz yalandan konuşmak istiyorum.


ben büyük konuşmayı sevmem. asla yalan söylemem, kimse söylemesin her yer tozpembe olsun gibi laflar da etmem. ama söylediğimiz yalanlar azcık karakterli olmasınlar mı ya.


evet ben ne saçmaladım, şöyle ki; yalanın karakterlisi mi olur, bence olur. o da bence yalan söylemekteki amaçta gizli. amacından emin olduğunum yalanı söylemekten korkmam. örneği, biri bana sürpriz yapmak için yalan söylesin. o yalan bağra basılır, öpülür, baş tacı edilir tarafımca. bahsettiğim karakterli yalan.


önemli olan karaktersiz olanlara başvurmamak. bi yalan diğerini, diğeri de öbürünü. sonucu ağırdır. ağlatır. pişman ettirir.konu aşksa. aşkta ve savaşta herşey mübahtır da koca bi yalan ayrıca. hassas bi konudur aşk, ince düşünce ister. 


Şimdi şarkıda şöyle demişler: 


lie to me, lie to me
make like you love me
with this one you never go
and this one you never show yourself
with this one you tell it all
and turn your world into a ghost town


yani bu şarkı da öyle bişey ki kapa gözlerini, sana yalan söylesinler. bu şarkıları alıp bağrıma basasım var.




İsim Babası


  
    
      Anlatacak çok şeyim var, o kadar çok ki başlayamıyorum bir yerden. Sanırım öncelik, isim babasında; Morcheeba – Enjoy the ride.


      Ben biraz klişelerin adamıyım. O zaman bir klişeden bahsedeyim: şarkılar iz bırakır. Bırakır abi. Hem de öyle bir iz ki seneler sonra verdiği tat aynı. İster çok kötü bir şey yaşamış ol, ister çok güzel, ister hiç bişey yaşamış olma sadece dinlemiş ol. Şarkıyı dinlediğinde hoop o andasın.


     Buna belki kaderin cilvesi de ya da hayatın kazığı. Değişik bişey. Ama ben severim bu durumu. Bir şarkıyı bir dönem çok dinleyip bırakırım. Sonradan dinlediğimde o ana dönebileyim diye. Garip bi haz alırım bu durumdan. Ama bu şarkı kasıtlı olmadan yer etti bende. Keşfettiğim dönemde bambaşka bir şehre alışma sürecindeydim. Ailemden ilk kez ayrılmışım, günün belirli saatlerinde ağlama nöbetlerim var, yeni tanıştığım insanlardan kazık yemem rutine binmiş falan. Günde bikaç doz enjoy the ride. Böyle bir dönemden bahsediyorum.


     Böyle garip bi tatlılık var bu şarkıda. Gözlerini kapa, huzuru bul. Öyle bişey. Vazgeçilmezlerimden biri. Olmasın mı ama bu anlattıklarımdan sonra. Az bile.